Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
NİHAT GENÇ
Admin@nihat-genc.com
AĞAÇLAR KAÇIYOR
16 Ağustos 2011 Salı Saat 18:26

Bazen yazarlar gündelik boğuşmadan sıyrılıp nefes kesici uzun metinler yazmak ister, uzun sıcak yaz günleri almayı unutmuş olduğunuz Tatil Kitabı yerine ODA TV’nin bir armağanı olarak sunuyorum..
..

Tüfek, Mikrop, Çelik’in yazarı Çöküş adında ne güzel bir kitap yazdı yine neler çağrıştırdı bize…
Paskalya Adası Okyanus’ta Şili’ye beş saatlik uçuş mesafesinde insanlığın en ücra adası. Paskalya adı 1722’de Hollandalı kaşif Roggeveen’in Paskalya günleri adaya ayak basması sebebiyle verilmiş. 
Henüz yetmişli yılların ortalarıydı ve yirmili yaşlara henüz basıyordum, Erich Von Daniken’in Tanrıların Arabaları kitabı ortalığı kasıp kavuruyordu, doğrusu kitabı okuyunca teolojik bir paniğe kapıldım, çünkü dünyamızda ‘uzaylılar’ın izlerini belgeleriyle anlatıyordu. Kahvede sinemada okulda her yerde Tanrılar’ın Arabalarını konuşuyorduk, içimi rahatlatan bir kitap geldi, Erich Von Daniken’in tezlerini hem eleştiriyor hem dalgaya alıyor, Daniken’in uzaylı hesaplarını alt üst ediyordu, evimin helasıyla işimin arasında mesafeyi şu rakamla çarp Ay ile Güneş arasındaki mesafeyi bulursun, gibi, herkesi ikna edecek kolaylıkla bir eleştiri kitabıydı, öff be rahat ettik..
Sadece Mısır piramitlerinin nasıl inşa edildiği şaşkınlığı değil, asıl, Sirüs adında henüz keşfedilmemiş gezegenden haberdar Afrika’daki Dogon kabilesinin varlığı dağıttı bizi.. Kabileyi ziyaret etmiş bir gezgin ya da Fransız sömürgesinde askerlik yapmış kabile üyelerinden birinin bu bilgileri taşımış olabilir açıklaması dışında, mantıklı bir izah yolu hala yok.. 
İşte o meşhur kitapta Paskalya Adası’nda beş-on metre boyunda ikiyüz üç yüz ton ağırlığında ikiyüze yakın taş heykelin resimleri var. Hiçbir teknolojik güç yardımı olmadan sadece halatlarla ada halkı yüzlerce tonluk bu heykelleri adanın bir ucundan 14 km ötedeki diğer ucuna nasıl taşır, nasıl diker? Ve yüzlerce tonluk bu taş heykellere niçin ihtiyaç duymuşlar?
Son ikiyüzyıldır yeryüzünün en çok okunan en merak edilen en maceralı kitapları egzotik bilinmeyen adaları anlatan kitaplardır. En meşhuru henüz 1200’li yıllarda dünyaları dolaşan Marco Polo’dur. Bugün her sıradan çocuk dahi Kristof Kolomb ya da Kaptan Cook adını ve maceralarını sadece öğrenmekle kalmadı gelişen ulaşım araçlarıyla ‘turizm’ adı altında bir insanlık fırtınasına herkes kapıldı. Ressamlarından bilim adamalarına sıradan insanlara kadar herkes ‘merak’tan uçsuz bucaksız bu adalara koşmaya başladı. Beyaz adamla ilkel yerlilerin karşılaşma anı insanlık serüveninin hem en şaşırtıcı hem en trajik akıldan asla çıkmayan öykülerini oluşturur.
Asıl önemlisi egzotik adaların güzelliğinden çok uygar insanın içinde yaşadığı ailenin devletin şehrin zincirlerinden kurtulmak isteği büyük bir basınç sosyal patlama ortaya çıkarttı.. Yaşadıkları uygarlık ağırlaşmış kokuşmuş hantallaşmış, din, devlet, insan, sokak vb. ilişkiler gündelik hayatta her insanı yorgun düşürmüş ve iç sıkışıklık herkesi tek tek ‘nevroz’a sürükleyen bir hal almıştı, en iyisi kaçmaktı, nereye, nereye olursa.. 
Egzotik adaların uygarlığa bir büyük hizmeti de soyutlamada insan zihnine psikolojik rahatlık sağlaması, bedenen kaçmanız da gerekmez ada fikri zihninizi bambaşka bir ülkeye uçurabilir.. Sosyalist teorilerden mutluluk ütopyalarına kadar ada imgesi matematikteki pi sayısı gibi mucizevi kolaylık sağlamıştır.
Ayrıca orada yaşanan hayat eşyalar kültür her şeyleriyle uygar insanın ezberini hafızasını dağıtıyor ve bir çöp tenekesi gibi beynine doldurduğu solucandan farksız bilgileri bir anda silip kazıyıp boşaltmasına yarıyor ve nihayet inşa ettiği uygarlığı daha kökünden kıyaslama eleştirme fikrine sahip oluyor..
Adalardaki hayatlar zahmetsiz aşırı kolaylığıyla insanı cezb ediyor hem de bembeyaz sayfa gibi yepyeni bir dünya kurmanıza fırsat tanıyor ve baştan sona on binlerce yılda milyonlarca zeki insanın buluş ve keşifleriyle ilerlemiş uygarlığın üstün bir kültür olup olmadığı fikri tartışmaya açılıyor..
Antik çağların koşulan yerleri Kudüs, Mekke gibi kutsal kitaplarda adı çok sık geçen ve Haçlı Seferleri dahi düzenlenen İbrahim Peygamberin ya da İsa’nın ya da Hz Muhammed’in yaşadığı gezdiği ‘hac haritası’ yerler idi..
Son iki yüzyılda insanoğlu ‘peygamberlerin’ olmadığı yerleri daha çok ziyaret etmeye hem de bu yeni dünyalarda kendilerine yepyeni bir hayatı sil baştan kurmaya başladı. Adalara giden ilk beyaz misafirler Tanrılar gibi karşılanarak bambaşka bir kültür içinde peygamberler gibi değer görüp ağırlandılar ya da ‘dışardan gelen’ ‘yabancılar’ bir zaman sonra ‘düşman’ olarak büyük siyasi çalkantılara sebep olacak savaşlara soykırımlara sebep oldu.. 
Seyahat ve keşif kitaplarının en kısa özeti: bilinen dünyanın dışında yaşayan ‘cennetler’.. Gerçekte ‘adalar’ cennetti, su, meyve, kadın ve güvenlik ve bölüşüm, ve insanı baskı altına tutan dinsel ahlak’ın olmadığı uçsuz bucaksız özgür ülkeler..
Güvenlik ve ahlak baskısını hiç yaşamadan hayatı sere serpe özgür yaşamak duygusu modern insanın düş heyecan özgürlük dünyasında yepyeni kapılar araladı. Gökkuşağı altından geçer gibi her şeyi bambaşka garip tuhaf ilkel ama hayatın hem çok yavaş hem çok kolay hem de bedava yaşandığı dünyalar içinde on binlerce kaşif sarhoş oldu, yarı yolda kaldı ya da bir daha geri dönmeden o kültürlerin içinde kaynaşıp eridi gitti. 
Bir arkadaşınıza bir dostunuza başkasına hikaye anlatmak da insanoğlunun vazgeçemediği en temel dürtülerinden biri, bir hastalık gibidir hikaye anlatmak, işte bu adalara giden binlercesi kurtulamadığı ‘anlatma’ hastalığı sonucu geri dönüp orada gördüklerini heyecanlar içinde süsleyip püsleyip çoğu zaman gördüklerini fazlasıyla abartarak söylemek aktarmak ihtiyacı hissetti.. 
Seyahat kitaplarını hızla bilim adamlarının kitapları takip etti, ada halkının hayatı, yaşayışı, dili, düşüncesi, gelenekleri, sadece incelenmedi, dilleri ve etnik kültürleri bir çok bilimsel disiplin inşa edilmesine sebep oldu. And Dağları’ndan Kızılderililer’e Avustralya yerlileri Aborjinler’e kadar yüzlerce kabile adeta ‘labarotuvar’ haline getirildi. Bugünkü üniversitelerimizde sosyolojiden siyaset bilimine etimolojiye kadar bizlere önce büyük birikim sonra kıyasıya eleştirilerek bugünkü modern dünyamızı inşa eden ‘bilgi’ haline getirildi.
Önce seyahat sonra etnik çalışmalar.. sonra, şimdi insanoğlunun en çok merak edip okuduğu kitaplar ‘çevre’ felaketlerinin tarihini sebeplerini işte bu uçsuz bucaksız adalarda incelemeye koyulmuş çalışmalar oluverdi..
Otlar böcekler polenler taşlar volkanik oluşumlar mercanlar balıklar fosiller aklınıza gelen herşey’in soylarının neden tükendiğini anlatan kitaplar, kasırgaların tarihi kuraklıkların tarihi volkanik patlamaların tarihi insanoğlunun en çok ilgilendiği yeni tarih’in adı oldu.
Ayrıca ada fikrinin insanlığı nasıl derinden etkilediğini iyice işaret etmek için söylemek lazım, son ikiyüzyılda insanoğlunu en çok meşgul eden büyük felsefeler teorilerini ‘ada’ fikri benzetmesiyle inşa etmiştir.
Marks’in ideal toplumu ‘komün’ henüz evrimleşmemiş mülk ve sınıfın oluşmadığı eski çağ insanları hala bu ‘adalar’da yaşıyordu. 
Freud’un uygar insanı nevroz sahibi yani peşini bırakmayan saplantılarla doluydu, Freud’un ‘sağlıklı insanı’ da uygarlık tanımamış bu ada toplumunda yaşıyordu.
Russo’nun o meşhur toplum sözleşmesinin ideal örneği de ilkel toplumdu..
Paskalya adası gibi bütün izbe ve egzotik adaların modern tarihlerini hepimiz ayrı ayrı bilmesek dahi ezberlemişizdir, Paskalya Adası da ilk dünyalılarla karşılaştığı 1722 yılına kadar dünyada kendileri dışında varlıklar olduğunu bilmiyordu..
Paskalya Adası’na da ilk büyük salgın ölümler beyaz insanın taşıdığı çiçek aşısıyla geldi ve yüzlerce adada olduğu gibi soykırımlara yol açtı.
Okyanus ve Pasifik’in hemen her adası ‘köle ticaretiyle’ yani beyaz adamların ‘köle kaçırma’larına engel olamadı.. Ve dehşetle insanlık uygar insanın soykırımcı vahşi talan ve yağmacı canavar yüzüne şahit oldu..
Oysa bugün şu fikirde hem fikiriz: önce seyyahların sonra bilim adamlarının bize anlattığı her ada halkı, beyaz adamla karşılaşmadan önce siyasi ve sosyal eşitlikler güzelliği işbirliği içinde, uygar insanın her keşfi icadı becerip ama asla inşa edemediği kıskanılacak bir ‘cennet’de yaşıyordu..
Cennet tasviri yalan uydurma değil yaşadıkları vahşi orman dahi bizim ancak ‘evcil’ dediğimiz hayvanlarla kurduğumuz aile içindeydi. Çünkü hukukları ‘kişi’ üzerinden değil ‘ruhlar’ üzerine kuruluydu ve doğada her şeyin ‘ruhu’ vardı: animizm.
Bu ilkel toplulukları sahiden cennet yapan, ambar, kiler, depolama, gibi bizlerin yaşamak için olmazsa olmaz dediğimiz temerküz (biriktirme) kültürlerinin hiç olmayışıydı..
Paskalya Adası’nda tropikal meyveler ağaçlar balıklar ve nasıl ne zaman adaya geldiği bilinmeyen tavuk gibi evcil kümes hayvanları yanı sıra büyümeleri otuz yıl süren ve kano yapımında kullanılan adanın çoğunu kaplayan çam ağaçları vardı.. Her ne varsa o adada dış dünyayla tanışmadan ticaret yapmadan on binlerce yıl kendi kendilerine yeten bir ‘kültürleri’ oluşmuştu..

 

Facecbook'ta Paylas Paylaş    Yorum Ekle    
Bu yazı toplam 854 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
SİTE ANKET
Sizce dershaneler kapatılmalı mıdır?
Evet Kapatılmalı
Hayır Kapatılmamalı
KARASIZIM

NİHAT GENÇ
AĞAÇLAR KAÇIYOR

Ayşe Sula Köseoğlu
Çok Yakında Trbhaber.com'da

İbrahim SARI
ZOR OYUNU BOZAR

ARŞİVDE ARA