Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hanefi ÇATAL
haneficatal@trbhaber.com
MİLLİ HAFIZA, MİLLİ ŞUUR VE EĞİTİM
10 Şubat 2012 Cuma Saat 10:31

İbn Haldun’a göre tarihin bir dış yüzü (zahir), bir de iç yüzü (batın) vardır. Önemli olan ikincisidir. Zahir itibariyle tarih birtakım devletlere ve milletlere ait hadiselerin ve haberlerin birbiriyle irtibatı ve münasebeti gösterilmeksizin nakil ve hikâye edilmesinden, kıssaya dönüştürülmesinden ibarettir. Bu manadaki tarih, insanlığın geçmişini eksik tanıtır, sadece umumi bir şekilde ders ve ibret alınmasının ötesinde bir fayda temin etmez.

Ona göre “hakiki tarih; bir nazar ve tahkiktir. Yani meydana gelen olayların sebep ve sonuçlarını ortaya koymaktır. Bunun ince ilkeleri vardır. Olayların keyfiyetini bilmek, sebeplerini derinlemesine incelemek gerekir. Esas ve asıl hikmet budur. Tarihçi, sosyal ve siyasal olayların dışındaki evrensel ve doğal oluşumları da ele almalıdır.” Tarih bu şekilde incelenirse şuur yani tanıma, anlama  ve kavrama gücü; kendi varlığından haberdar olma duygu ve hali gerçekleşir. Türk tarihinde tarih şuuru ve milli şuurun zaafa düştüğü dönemler devletlerin yıkıldıklarını,  milletin büyük sıkıntılara tuçar olduğunu görmekteyiz. İlk Türk devletlerinden büyük Hun Devletinde Ho-Han-Yeh, 1. Göktürk döneminde Ta Po Kağan, Uygurlarda Bögü Kağan dönemleri bunun örnekleridir. Yakın tarihimizde ise Osmanlı’nın yıkılışında Sultan Vahdettin ve Damat Ferit Hükümeti dönemleri örnek gösterilebilir.

Tarih Şuuru; milletlerin hafızasıdır. Hafıza nasıl, fert olarak insanların en küçükleriyle ihtiyarlarında bulunmazsa, milletlerin de henüz çocuk sayılabilecek kadar genç yani “kurulmamış” olanlarıyla ihtiyarlarında yani inkıraza mahkûm olacak kadar çürüyenlerinde bulunmaz.

Millet haline gelmemiş olan insan topluluğu fertlerin bebeklik haline benzer. Yaşamak kabiliyeti varsa, bir takım buhranlar geçirmekle beraber büyüyüp gelişecek, “millet” olacaktır. Bebekte bir hafıza ve şuur olmadığı gibi henüz millet haline gelmemiş toplulukta da bir tarih şuuru bulunmaz. Bir bebek, annesinden çalınabilir. Kendisine süt ve yiyecek verildikçe bebek için bunun ehemmiyeti yoktur. Henüz millet haline gelmemiş bir topluluğun başına da yabancı ve düşman bir kuvvet geçebilir. Eski hayatı devam edip yiyecek buldukça o topluluk için de bunun değeri ve manası olamaz.

 Fakat yedi yaşına gelmiş bir çocuğu annesinden ayırmak kolay değildir. Kendisine daha iyi şartlar hazırlansa bile o çocuk, öz annesini arar. Onu geçici bir zaman için avundurmak belki kabildir. Hatta kendisine iyi oyuncaklar verildiği müddetçe bu çalınmış çocuk, asıl annesini hakikaten de unutmuş olabilir. Fakat annesini ilk gördüğü, bulduğu anda bütün oyuncakları ve nimetleri teperek annesine döneceği tabiidir.

Millet haline geldikten sonra da milletlerin başına yabancı kuvvetlerin geçmesi güçleşir. Vaatlerle veya cebirle buna razı olan milletler bile ilk fırsatta, tıpkı anasına dönen çocuk gibi, istiklâline, millî benliğine dönecektir. Çünkü onda artık millî hafıza, yani tarih şuuru teşekkül etmiştir. Tarih şuuru oluştuğu an milli hafıza milli şuuru ortaya çıkaracaktır.

Tıpkı yıllarca dilleri, kültürleri, dinleri Rusya tarafından asimile edilmeye çalışılan Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin 1991’de milli şuur sayesinde istiklallerini kazanıp bağımsız devletlerini kurmaları ve kaybettikleri değerlerini yeniden kazanmaları gibi.

Milli Şuur; Türk Milletine karşı duyulan derin, köklü bir sevgi oluşturur. Türk Milletinin içinde bulunduğu müşkül durumdan bir an önce, en modern, en ilmi metotlarla çıkarılarak en kısa yoldan modern uygarlığın en ön safına geçirilmesini sağlamak bu şuurdan kuvvet alır. Türk Milletine karşı duyulan derin sevgi, bağlılık ve onu güç durum­dan kurtarıp, kuvvetli, her çeşit korkudan, baskıdan uzak, şerefiyle yaşayan, müreffeh, mutlu ve modern uygarlıkta en ön safa geçmiş bir hale getirmek isteği milli şuurun yarattığı duygudur.

 Millî şuur: “Milletini tanıma, bir milletten olduğunun farkına varma; millete mensup olma duygu ve fikrine ulaşma, kendi varlığının milletin varlığı ile var olabileceğini anlama ” demektir.

Millî şuur, bir milletin, kendini duyması ve bilmesidir. Hem duyguya hem de düşünceye dayanan millî şuur, bir milletin manevi kuvvetlerinden en önemlisidir. Milletlerin hayatını koruyan dört savunma hattından en geride olanı yani sonuncusu ve en mühimi millî şuurdur. İnsan uzviyetinin akciğer, karaciğer, kalp ve beyin nasıl dört önemli organı ise, bir milletin de ordu, bağımsızlık, dil ve milli şuur dört büyük kalesidir.

 Bir millet, ordusunu kaybedebilir. Bağımsızlığını da kaybedebilir. Fakat dilini sakladıkça, o millet yaşıyor demektir. Dilini kaybeden bir millet ölmüş sayılır. Buna rağmen bir millet, dilini zorlayıcı sebeplerle kaybettiği halde, milli şuuruna sahipse, o millet kendisine zorla kabul ettirilen yabancı dile rağmen, gerçek kişiliğini bilir ve günün birinde bu millî şuur sayesinde, öz dilini yeniden öğrenerek gerçek benliğine döner. Bunun en güzel örneği Lehistan Türkleridir. Türkçeyi yüzyıllardan beri unutup Leh’çe konuştukları halde Türklüklerini unutmamışlardır ve günün birinde Türkçe konuşacaklardır.  

Millî kültür; bir millete kimlik kazandıran, diğer milletlerle arasındaki farkı belirlemeye yarayan, tarih boyunca meydana getirilen o millete ait maddî ve manevî değerlerin uyumlu bir bütünüdür. Bir toplumu millet yapan ve onun bütünlüğünü sağlayan millî kültürdür.

Dünya tarihine baktığımızda, milli kültüre sahip olmanın önemi daha iyi anlaşılır. Tarihe göz atıldığında, milli kültüre sahip halkların her türlü zorluğa karşı varlıklarını korudukları görülecektir. İkinci Dünya Savaşı'ndan enkaz halinde çıkmalarına rağmen kısa sürede önemli birer güç haline gelen Almanya ve Japonya bunun en güzel örneğidir.
Aynı şekilde, İstiklal Savaşı'nda Türklere yeni zaferler kazandıran, Türk Milletinin milli kültürünün sağlamlığıdır.

 Milli kültür, milli ve manevi değerlerin öğretildiği eğitim kurumlarında oluşmaya başlar. Eğitim kurumlarında, milli ve manevi değerleri öğrenen gençler ise bu değerlere sahip çıktıkları ölçüde devleti, milli birliği ve beraberliği güçlendirirler. Atatürk'ün sözleri, ortak bir kültür oluşturan eğitimin milli birlik ve beraberlik açısından önemini açıkça ortaya koyar: "Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri öğrenimin sınırları ne olursa olsun, ilk önce ve her şeyden önce Türkiye'nin bağımsızlığına, kendi benliğine, milli geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek gereği öğretilmelidir. Dünyada uluslararası duruma göre böyle bir mücadelenin gerektirdiği manevi unsurlara sahip olmayan kişiler ve bu nitelikte kişilerden oluşan toplumlara hayat ve bağımsızlık yoktur.” Bireylere milli beraberliğin ne olduğunu öğretmek ve milli şuuru kazandırmak ise ancak eğitimle gerçekleşebilir. Bireylere milleti için çalışmanın önemi öğretilmediği takdirde milli eğitim amacına ulaşmamış olur. Birey devletine ve dolayısıyla milletine faydasız bir insan haline gelir.

Millî şuur; dil, edebiyat, tarih ve kültürle ilgili derslerin müfredatı ile verilir. Hiçbir İngiliz, Alman, Fransız, Rus, Japon, Çinli, İranlı kendi tarihinin ana çizgilerini, önemli olaylarını ve başlıca kahramanlarını bilmeden lise mezunu olmaz. Hiçbir Hıristiyan millet, bir millî kültür unsuru olarak, Kitabı Mukaddes’teki peygamber kıssalarını öğretmeden gençlerine lise diploması vermez. Çin, tarihini efsaneler devrinden başlatır; Çin, Han, Sui, Tang, Ming vb. hanedanların tarihini öğretir; cumhuriyet dönemiyle tarih öğretimine devam eder. Konfüçyüs’ü, Lao-tse’yi bilmeyen Çinli düşünülemez. Puşkin’i, Tolstoy’u, Dostoyevski’yi, Gorki’yi okumamış Rus düşünülemeyeceği gibi. Goethe’nin Faust’unu, Schiller’in şiirlerini, tiyatro eserlerini, Wilhelm Tell’ini bilmeden hiçbir Alman gimnazyum diploması alamaz. Fransız gençleri lise mezunu olmak için Moliére’i, Racine’i, Balzac’ı, Hugo’yu, Baudelaire’i bilmek, eserlerini okumuş olmak zorundadırlar. Aynı şekilde İngilizler de Chaucer’ı, Shakespeare’i, Dickens’ı bilmelidirler. Liseyi Gümülcine’de bitirmiş Batı Trakyalı bir öğrenci İlyada’yı on dakikadan fazla ezbere okudu ve Yunan liselerindeki çocukların buna mecbur olduklarını söyledi. İran’dan gelmiş Güney Azerbaycanlı öğrenciler de Hâfız-ı Şîrâzî’nin birçok şiirini ezberden okuyorlar.

Azerbaycan aydınlarından, hem de Sovyet döneminde yetişmiş olanlarından Dede Korkut’u, Fuzuli’yi, Molla Penah Vâkıf’ı, Samed Vurgun’u çok dinledik. Özbek aydınlarından Nevaî’nin hayatını, eserlerini ve şiirlerini çok dinledik. Kazaklardan Abay’ı, Avezov’u; Kırgızlardan Manas’ı, Tatarlardan Abdullah Tukay’ı, Türkmenlerden Mahdumkulu’nu çok dinledik. Millî edebiyat öğretimini ne Leninizm engelledi ne de Maoizm ne liberalizm ne de İran’ın molla rejimi.

Dünya bu uğurda şuurlu bir mücadele içinde kararlı bir şekilde yol kat etmektedir. Ülkemizde bizler; Tarih Şuuru, Milli Şuur, Milli Kültür, Milli Benliğimizi oluşturmada ne denli başarılıyız? Atatürk’ün amacını belirlediği :”Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri öğrenimin sınırları ne olursa olsun, ilk önce ve her şeyden önce Türkiye'nin bağımsızlığına, kendi benliğine, milli geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek gereği öğretilmelidir” hedefine ne kadar yakınız? Bunu siz değerli okuyucularımın takdirine bırakıyorum.

                                                                                                               02.02.2012 Hanefi ÇATAL

KAYNAKLAR:

-(Prof. Dr. Erol GÜNGÖR; Tarihte Türkler)

-( Prof. Dr. Ahmet Özdemir; İbn Haldun ve Tarih Şuuru)

-(Hüseyin Nihal ATSIZ; Tarih Şuuru)

-( Hüseyin Nihal ATSIZ; Turancılık, Milli Değerler ve Gençlik)

-( İsmail ACAR, Atatürk, Tarih, Millet Ve Milliyetçilik)

-(K. ATATÜRK; Nutuk)

-(Türk Dil Kurumu; Türkçe Sözlük)

-(Ahmet B. ERCİLASUN-İlk ve orta öğretim millî şuur verir.” Makale)

-(www.maxihayat.net)

-(www.globalturkle.com/milli kültür)

Facecbook'ta Paylas Paylaş    Yorum Ekle    
Bu yazı toplam 285 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
SİTE ANKET
Sizce dershaneler kapatılmalı mıdır?
Evet Kapatılmalı
Hayır Kapatılmamalı
KARASIZIM

NİHAT GENÇ
AĞAÇLAR KAÇIYOR

Ayşe Sula Köseoğlu
Çok Yakında Trbhaber.com'da

İbrahim SARI
ZOR OYUNU BOZAR

ARŞİVDE ARA